1370 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhârî ile Nesâî
«Hacc» bahsinde tahrîc etmişlerdir.
Hadîsin muhtelif
rivayetleri vardır. Bunların mecmuundan anlaşılıyor ki, Hz. Alî'ye :
«Nebi (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem) umum müslümanlara bildirmediği bir şeyi sana vasiyyet etti mi?» diye
soranlar olmuş. Alî (Radiyallahu anh):
— Hayır! Müslümanlardan ayrı olarak hassaten
bana hiç bir şey bildirmedi. Yalnız ondan işittiğim bâzı şeyler vardır ki,
onlar da kılıcımın kılıfındaki sahîfededir;
cevâbını vermiş. Göstermesi ısrar edilince sahîfeyi çıkarmış.
Bir rivayete göre Hz.
Âlî'ye bir adam gelerek: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sana ne gibi
sırlar bildirdi?» diye sormuş.Alî (Radiyallahu anh) buna kızmış; ve:
— Bana başkalarından gizlediği hiç bir sır
söylemezdi; yalnız bana dört şey söyledi ki, onlar da kılıcımın kılıfındaki
sahîfededir; diyerek sahîfeyi çıkarmış. Sahîfede neler bulunduğu dahî muhtelif
şekillerde rivâyet olunmuştur. İmam Ahmed'in rivayetinde bu sahîfede şu sözler
varmış:
«Mu'minlerim kanları
birbirlerine müsavidir. Zimmetleri için en aşağı mertebede olanları bile
kefildir. Onlar başkalarına karşı bir el gibidirler. Dikkat edin! Bir kâfire
bedel hiç bir mu'min öldürülmez. Ahdu emân sahibi dahî (kendisine verilen) emân
devresinde katledilemez.»
Mezkûr sahîfede
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in şu sözleri de varmış : «İbrâhîm
(Mekke'yi) harem kılmıştır. Ben de Medînenin iki taşlığı arasını harem
kılıyorum. Onun her yeri yasaktır. Ot'u koparılmaz, av'ı ürkütülmez, kayb'ı
yerden alınmaz, ondan ağaç kesilmez. Ancak bir kimse devesini otlatabilir.
Orada harb için silâh taşınmaz...» Hadîsin geri kalan kısmı kitabımızdaki
gibidir. Bir rivayette sahifede şu cümleler de bulunmaktadır :
«Allah'tan başkasının
adı ile hayvan kesene Allah lâ'net etsin! Yolun alâmetini çalana Allah lanet
etsin! Babasına la'net okuyan'a Allah lanet etsin! Günah işleyeni barındırana
Allah lanet etsin!»
Aynî bu muhtelif
rivayetlerin hepsinin o sahîfede yazılı bulunduğunu, yalnız râvîlerden her biri
bir kısmını rivayet etmiş olduğunu söylemiştir.
Ayr ile Sevr, Medine
civarında bulunan iki dağdır. Ayr, Medine'nin cenubunda (güney) ve takriben iki
saatlik mesafededir. Buna Âir de denilir; ulu bir dağdır. Sevr ise Uhud'un
şimalinde (kuzey) kızıl renkte küçük bir dağdır. Şimal ve Cenûb taraflarından
haremi Medine'nin sınırları bunlardır.
Kaadî İyad'ın beyânına
göre Buhari'nin ekseri râvîleri Ayr'ı zikretmiş; Sevr'e gelince: bâzıları ona
kinaye lâfzîyle işaret etmiş; bir takımları da yerini açık bırakmışlardır.
Mus'ab-ı Zübeyrî ile Ebû
Ubeyd, Medine'de Ayr ve Sevr âdında iki dağ bulunduğunu kabul etmeyerek
müttefekun aleyh bir hadîs'e muhalefet gafletinde bulunmuşlardır. Bunlardan
Mus'ab, Ayr'ın Mekke'de olduğunu söylemiş; Ebû Ubeyd ise: «Ayr'dan Sevr'e
kadar, rivayeti Iraklılar'a âittir. Medîneliler kendi beldelerinde Sevr denilen
bir dağ bilmezler; Sevr, Mekke'dedir.» iddiasında bulunmuştur. Bu sebeple
haklarında şiddetli sözler söylenmiştir.
Garîbtir ki, Büyük
müelliflerden İbni Esîr ile Yakutu Hamevî de bu hususta tedkîkaata lüzum
görmeden onlara tâbi' olmuşlardır. Halbuki bu dağların Medîne'de bulunduğu
sabit bir hakikattir. Mekke'de Sevr isminde bir dağın bulunması Medîne'de de
aynı ismi taşıyan bir dağ bulunmasına mâni değildir. Kaadî iyâd: «Medine 'de
Ayr nâmında bir dağ bulunduğunu inkârın mânâsı yoktur; çünkü bu dağ ma'rûftur.»
diyor. Bu bâbta Muhibb-i Taberî dahî şunları söylemiştir: «Bana mu'temed bir
âlim olan Ebû Muhammed Abdüsselâmı Basrî haber verdi ki Uhud'un hizasında ve
solundan bir az arkaya kalan küçük bir dağ varmış; buna Sevr derlermiş Ebû Muhammed
bunu o yerleri ve dağlarını bilen birçok Arap kabilelerine tekrar tekrar
sormuş. Hepsi bu dağın Sevr adını taşıdığını söylemişler. Ebû Muhammed:
— Bu suretle anladık ki,
hadîsde zikri geçen Sevr doğrudur. Bâzı Buyuk âlimlerin onu bilmemesi, meşhur
olmadığı, onlar da araştırma yapmadıkları içindir; dedi.»
Bu husûsda daha başka
sözler de söylenmiştir.
«Müslümanların
zimmetinden murâd: Gayr-i müslimlere verdikleri emân ve emniyettir. Bir
müslüman bir kâfiri koruyacağına dair söz verdi mi artık başkalarının da ona
dokunması haram olur. Çünkü müslümanlarda zimmet birdir. Ona Buyuk küçük, erkek
kadın herkesin riâyet etmesi gerekir. Emân vermenin bâzı şartları vardır;
bunlar fıkıh kitaplarında görülebilir.